15 Mart 2014 Cumartesi
cemaat ve kavga
ARTIK DUYUN KAVGAMIZIN
SEBEBİNİ !!!!!!!!!!!!!!
Hükumet ve Cemaat’in arası neden açıldı?
Okumayı sevmeyen bir millet değiliz aslında. Sadece detayları
sevmiyoruz. Bu yüzden bankadan kredi alırken, bir web sitesine üye
olurken, iş sözleşmesi imzalarken hiç bir detaya bakmıyoruz. Sonuç
odaklıyız. İmzala gitsin modundayız.Bu yüzden lafı uzatmayacağım, ama
yazı uzun olacak, sözleşme de yok.
Madde madde Hükumet ve Cemaat in arası neden açıldı bunu yazmaya
çalışacağım. Ancak bütün maddeler nedenlerden ibaret olmayacak. Bazı
maddeler bilgi de içeriyor olacak. Bu yüzden sabırla okuyun. Bu yazının
kaybedeni çok, önceden söylemiş olayım.
Not: Bu makalede yazılacak olan Amerika ve İsrail devletlerinden kasıt
aslında bütün planların arkasındaki tek ülke olan İngilteredir.
1- Fethullah Gülen Amerika’ya yerleşmese idi dünyanın dört bir yanında
okullar açılmayacaktı. Amerika buna müsaade etmezdi. Orta doğu’da
Türkiye gibi bir müttefiki elde tutmanın yolu sadece Hükumet ile iyi
ilişkiler kurmak anlamına gelmez, halkın sevdiği kanaat lideri olarak
tanıdığı şahısları da kontrol etmekten geçiyordu. Amerika Türkiye’de bir
kaç kanaat liderini kontrol altına alabildi. Daha fazla kanaat liderine
nüfuz edemeyince kendisi kanaat liderleri ortaya çıkarmaya çalıştı
(İskender Evrenosoğlu, A.O v.b) Kendi yarattıkları kanaat önderleri tek
tek ellerinde patlayınca (kimi sapık çıktı, kimi kedi meraklısı)
ellerinde kala kala Fethullah Gülen kalacağını anladılar bu yüzden
Fethullah Gülen’i her anlamda desteklediler. Fark ettiyseniz Rusya
(Putin ve Medvedev) ülkesinden önce sermaye baronlarını kovdu, sonra da
Gülen okulları gibi tehlike arz edebilecek yapılanmalara yasak getirdi.
Mesela Rusya’da Gülen Gurubu’nun okulları tek tek kapatılırken
Süleymanlı Cemaati’nin yurtlarına hiç dokunulmadı. Bununla ilgili
Rusya’dan Türkiye’ye özel bir ekibin gelip buradaki Suleymanlı
Cemaati’ne ait yurtları tek tek gezdiğini ve bu cemaatin tamamen ıslah
çalışması yaptığına kanaat getirip bunu rapor olarak Putin’e sunduğunu
biliyor muydunuz? Aynı çalışmayı Gülen Okullarında da yaptılar ancak bu
okullarda devletlere nufuz edebilmek adına insanlar yetiştirildiğini
anladıkları zaman bütün okulları tek tek kapattılar. Diğer ülkeler de
aynı şeyi yapacaklardı ancak Amerika buna müsade etmedi ve Gülen
okullarının dünya çapında yayılmasına müsaade etti. Tek şartla ; O da
Gülen’in Amerika’da kendi kontrolleri altında kalmasıydı.
2- Türkiye’de Atatürk’ün kurduğu Hükumet dahil hiç bir Hükumet
İngiltere’den onay almadan kurulmamıştır. İngiliz kraliyet ailesi
Erdoğan’ında hükümeti kurabilmesi adına Amerika ve İsrail’e gerekli
yetkileri vermiş ve Erdoğan’ı desteklemelerini emretmiştir. Bu durumda
açıklanabilecek bir kaç sebep vardır. Birincisi ileride yapacaklarını
düşündükleri Arap baharları için Orta doğuda gösterebilecekleri örnek
pilot devlet (Arap baharları olmadan önce Hükumet kurulmuştu). İkincisi
İsrail’in güvenliğini sağlayabilecek bir devlet. Üçüncüsü madden çökmüş
olan Orta doğu’ya yeni bir nefes katacak devlet. Bunları sol partili
biri başaramazdı. Çünkü sadece çalmakla yetinirdi, öyle de oldu.
Milliyetçi yapamazdı, işi gücü halkı birbirine kışkırtmak olurdu, oysa
Orta doğu İslam adı altında birliğe muhtaçtı, bunu Anap yapamazdı çünkü
güçlü bir liderleri yoktu. Bunu yapabilecek tek kahraman Recep Tayyip
Erdoğan’dı. İstanbul’u yeniden inşa eden adam olarak biliniyordu. Ve
Erbakan gibi mükemmel bir şahsiyeti halkın ihmal edebilmesi için
karşısına defolu da olsa mükemmel bir başka adam çıkarmak gerekirdi.
Erdoğan da bunun için Amerika’ya gitti.
3- Erdoğan Amerika’da bazı görüşmeler ve anlaşmalar yaptı. Bunu kimse
inkar edemez. Ama buna kimse devleti sattı da diyemez. Erdoğan akıllı
adamdı. Bu ülkeyi o istese de istemese de Amerika’nın istediği birileri
yönetecekti. En azından kendi kontrolünde bu yönetimin olması, bazı
hürriyet ve özgürlükleri Türkiye’ye getirebilmesi, toplumun daha ferah
yaşaması demekti. Bu yüzden Amerika’nın teklifini geri çevirmedi.
Amerika kendi yaptığı planlar dahilinde Erdoğan’ı kullanacaktı. Böylece
hem kanaat önderi Fethullah Gülen hem de Siyasi Lider Erdoğan
avuçlarının arasında olacaktı. Ama onlar plan yaparken Erdoğan boş
durmamıştı. Erdoğan onların kendisini kullandıklarını zannetmesini
istemişti. Amerika Erdoğanı, Erdoğan’da Amerika’yı kullanacaktı. Bir
yere kadar. Amerika Erdoğan’ın foyasını anlayana kadar Erdoğan istediği
gücü elde etmiş olacak ve Amerika’ya kafa tutabilecekti. Erdoğan
Rusya’yı aydınlığa kavuşturan Putin’i örnek alıyor, Erbakan’ın ona
öğrettiği tarih derslerini tekrarlıyor, Davutoğlu gibi dış siyaset
dehalarını yanı başından ayırmıyor, 28 şubattan aldığı Medya dersi ile
bir yandan TV, Gazete ve Radyo kanallarında nüfuz oluşturmaya çalışıyor,
Türkiye’de sözü geçen siyaset, din ve bilim adamlarını tek tek arkasına
alıyor, Ordu’da yeni düzenlemeler yapıyor, üst üste yasalar çıkarıyor,
polisi güçlendiriyor, yargıyı arkasına alıyor, her çevreden tekmil koca
bir ordu hazırlıyordu. Erdoğan bütün bunları yaparken birine çok
güvenmiş ve bütün bu guruplar içinde kadrolaşmasına müsaade etmişti. O
kişi Fethullah Gülen’di.
4- Türkiye’nin ekonomik durumu her geçen gün daha iyiye giderken,
sıfırlar paralardan atılıyor, yeni köprüler, yeni şehirler, yeni
metrolar, yeni kanallar, yeni istihdamları beraberinde getiriyor, 140
lira olan asgari ücret 1000 TL oluyor, daha önce İstanbul’un Anadolu
yakasında sadece Carreffour AVM varken, her ilçede 3′er 5′er AVM
açılıyor ve her biri tavan cirolar yapıyor, altyapı iyileştirmeleri
sonuca gidiyor, yollar dubleleşiyordu. Bütün bunlar olurken devletin
kasası da doluyor, devlet faiz ödemeyi bırakıp borç vermeye kalkıyor,
İran ile ticaret yapmak için uluslararası para akışını sağlayan SWIFT
kodu kullanmıyor ve muazzam bir para akışı sağlanıyor, bu paranın
miktarını ne ABD ne başka devletler öğrenemiyor, hepsi çıldırıyordu.
Artık kasada yeterince para biriktiğine inanan ve bu parayı birilerinin
yemesi gerektiğini düşünen bir Amerika vardı artık. Bu parayı yiyecek
olan baronlar da hazırolda bekliyordu. Recep Tayyip Erdoğan Davos’ta
İsrail devlet başkanını yerin dibine sokuyor, bütün ülkeler ağzı açık
izliyor, Mavi Marmara’da sadece Türkler şehit verirken Türkiye bir anda
İslam aleminin bilinçaltında küflenmiş olan Ümmet bilincinin merkezi
oluyordu. Artık Amerika için hareket vaktiydi, daha fazla bekleyemezdi.
Daha fazla güçlenmemeliydi Türkiye. Çünkü Başbakan yerli otomobilden
bahsediyor, Uzaya uydular fırlatılıyor, kendi uçağımızı ve
helikopterimizi üretmekten bahsediyor, Altay Tankı İsrail’in ve
Almanya’nın üzerinde yıllarca çalıştığı tanklara taş çıkartıyor, silah
ihracatımız silah ithalatına yaklaşacak kadar artıyor, Türkiye önü
kesilemez bir dönemece giriyordu. Artık buna dur demeliydi. Tek eksik,
yargı ve Recep Tayyip Erdoğan’ın destekçileri karşısında cılız kalan
medya gücüydü. Ne yapmalıydı?
5- Türkiye’deki bütün sermaye baronlarını, bütün medya gücünü, bütün
hukukçuları, bütün üniversiteleri, bütün yargı birimlerini, bütün kanaat
önderlerini, bütün muhalif partileri, bütün vakıfları, bütün
dernekleri, LGBT gibi kenarda köşede lazım olur diye kurdukları bütün
örgütleri tek yumruk haline getirip, Recep Tayyip Erdoğan’ı devirmenin
zamanı gelmişti. Bunun için bahane hazırdı. Gezi Parkında ağaç eylemi
yapılacak, önceden ayarlanmış polisler aşırı güç kullanacaklar, toplum
tepki gösteriyormuş gibi oraya toplanacak ve bir yıkıma start
vereceklerdi. Ama hesaba katmadıkları bir şey oldu. İstihbarat teşkilatı
mevcut emniyetten bağımsız bir şekilde çalışarak Gezi Parkı olaylarını
tek tek deşifre etti, Hükumet’in destekçisi bazı medya organları ve
yazarlar dakika dakika olanları yazdı ve en önemlisi milyonlarca insan
Recep Tayyip Erdoğan’a DİK DUR EĞİLME BU MİLLET SENİNLE mesajı verdi. Bu
mesajı ne CNN’in 24 saatlik gezi parkı canlı yayını, ne Financial
Times’ın kötü ekonomi yalanları, ne BBC’nin ajan muhabirleri, ne de
Almanya’dan gelen Otpor Örgütü uzmanları alt edemedi. Çünkü mesaj
millettendi ve millet bütün güçlerin üstünde bir güçtü. Milletin gücü
olmadan hükümeti devirmek ise kumda tuğla ile arabacılık oynamaya
benzerdi.
6- Hükumet’i Gezi’de devirip yerine hem sağdan hem de soldan bir karışım
yaparak ekip yerleştirmek isteyen Amerika bunu beceremeyince gizli
silahını ortaya çıkarmaya karar verdi. Artık risk alma vakti gelmişti.
Gezi’de oluşturdukları muazzam gücün Recep Tayyip Erdoğan’a işlememesi
Amerika, İngiltere gibi dış güçleri daha fazla korkuttu. Kolunu
kırdıklarını düşündükleri Türkiye’nin kafasını koparma vakti gelmişti.
Bunu meydan savaşında beceremedikleri aşikardı. En iyisi brütüsçülük
oynamaktı. En iyisi Recep Tayyip Erdoğan’ın beklemediği biri ile
beklenmedik bir hamle üzerinden saldırmaktı. Harcayacakları kişi
belliydi. Aslında elde kalan son kişiydi o. Bunu yaparak hem Fethullah
Gülen’in gücünü zayıflatacaklardı hem de Recep Tayyip Erdoğan’ın. Yani
dış güçler bir taşla iki kuş vuracaklardı.
7- Gezi olayları sonrası hemen kirli oyunlar oynanmaya başlandı.
Hükumetin bakanları ve çocukları hedefe alındı. Takipler yapıldı.
Görüşmeler kaydedildi. En önemlisi Devlet’in en büyük bankası olmaya
aday Halkbankası da bu operasyonla beraber dibe çökecek, İran ile
yapılan ticaret engellenecekti. Hakan Fidan’ın kellesini isteyen İsrail
yerine piyon olarak cemaatin adamını koyacak, Türkiye’nin bütün
istihbaratını eskiden olduğu gibi elinde tutacaktı. Operasyon Başbakan
Erdoğan’a kadar uzanacak, Başbakan Erdoğan’ı istifa ettirir ettirmez
içeri alacaklardı. Hedef büyüktü, gözler karaydı. Bütün emirler
verilmiş. 17 Aralık gecesini ikinci bir lozan yapacaklardı. Cemaat yargı
organlarında meşhur iki savcısını kullanacak, medya ayağında ise sahibi
oldukları organlar haricinde eski operasyonlarda ismi bavullarla geçen
iki tetikçisini kullanacaktı. Onlar da hazırdı. Onlar Askeri vesayeti
ortadan kaldırmışlardı. Onlar yargı vesayetini ortadan kaldırmışlardı.
Onlar eğitim vesayetini ortadan kaldırmışlardı. Onların önünde kimse
duramamıştı. Başbakan da duramazdı. Hükümeti de devireceklerinden emin
bir şekilde çıkmışlardı yola. Halbuki onlar bütün bu vesayetleri ortadan
kaldırırken yanlarında Başbakan ve dolayısı ile millette vardı.
Başbakanı ortadan kaldırırken bunu hesap edememişlerdi. Millet
karşılarında dikilecek, boylarının ölçülerini alacaklardı. Bir savaşı
kumandanın değil, ordunun kazandığını unutmuşlardı. Önceki savaşları
kendilerinin kazandıklarını zannediyorlar ve bu sarhoşlukla operasyona
başlıyorlardı.
8- 17 Aralık’ta operasyon başladı, bakan çocukları, vekil çocukları, iş
adamları tek tek baskınlarla içeri alındı, sorgulandı. Sorgu başladığı
ilk gün medyanın iki tetikçisi bir bir dökülmeye başladı, 7-8 ay önceki
mesajları ortaya çıktı, operasyondan bu şahısları haberdar eden savcılar
nasıl oluyor da üslerini veya yargı kurumlarını bilgilendirmiyordu,
operasyonu bu şahıslara sızdıran emniyet müdürleri nasıl oluyor da
operasyondan üslerini haberdar etmiyordu. Ortada bir kapan vardı ve bu
kapanın üzeri Ananas bitkisi ile kamufle edilmişti. Kimse farkında
değildi. Herkes Fethullah Gülen 4 metre kare bir odada sabahtan akşama
kadar ibadet ediyor ve sadece ağlıyor diye inanmışken ortaya akıl almaz
ses kayıtları çıkıyor ve cümle alem yeryüzüne gelmiş geçmiş en büyük
CEO, GENEL MÜDÜR’ü yani Fethullah Gülen’i tanımaya başlıyordu.
9- Operasyon sekmişti, nokta atışı yapacağını zannedenler yanılmıştı,
devlet kurumları ve özellikle istihbarat iyi çalışıyordu. Düşman 1 yıl
içerisinde 2. tarihi yenilgisini almaya hazırlanıyordu. Onlar için bu
iki yenilgi bizim için ise bu iki zafer o kadar önemliydi ki Rusya
Devlet Başkanı Putin “Türkiye’nin bağımsızlık mücadelesini alkışlıyorum”
diyordu. Bosna Hersek’ten, Malezya’dan, Filistin’den, Mısır’dan,
Endonezya’dan, Pakistan’dan Müslümanlar gösteriler yapıp son kalenin
ayakta kalmasını istiyorlardı. Evet Türkiye son kaleydi. Sermaye
baronlarının at koşturmak için sabırsızlandığı, bankaları tekrar
boşaltmak için can attığı, devlet kurumlarını iç etmek için ağızlarının
sulandığı, ezanı susturmak, insanları yozlaştırmak, şeytana hizmet etmek
için ter döktükleri son ülke burasıydı.
10 – Üçüncü Dünya Savaşı çıkmıştı. Kimsenin haberi yoktu. Bangladeş’te
Müslümanlar sokakta öldürülüyor. Myanmar’da Budistler camii ve Müslüman
mahalleleri basıp masumları diri diri yakıyor, Filistin’de duvarlar
örülüp Müslümanlar açlığa terk ediliyor, Mısır’da darbe yapılıp sokak
ortasında katliamlar yapılıyor, Irak’ta Şii ve Sünni bahanesi ile her
gün onlarca bomba patlıyor, Suriye’de Esad rejimi Müslümanlara kan
ağlatıyor, Doğu Türkistan’da Çin Halk Cumhuriyeti Müslümanları
kısırlaştırıyor, Somali’de, Etiyopya’da çölün ortasında bile El Kaide
denen ve ismini bile Amerikalılardan duyduğumuz bir örgüt hortluyor,
Müslümanlar dünyanın her yerinde zulüm ve işkence altında eriyordu.
Savaş olmayan, kazandığımız bir tek yer vardı. Müslümanları tekrar bir
araya getirecek, İslamı tekrar diriltecek, yeniden bir dirilişe şahitlik
edecek o topraklar Türkiye’ydi. Şeytanın ve uşaklarının tek amacı
burada da fitne ateşini yakıp İslamı somut olarak tamamen ortadan
kaldırmak, ortada güçlü bir İslam devleti bırakmamaktı. Evet Müslümanlar
bunun farkında değildi ama 3. dünya savaşı çoktan başlamıştı.
11- Türkiyeyi de savaşın ortasına atmak isteyen, pasifize etmek isteyen
dış güçler ellerinde son kozu olan cemaati kullanmaktan çekinmediler.
Milletvekilleri istifa ettirdiler, bürokratları yasa dışı hareketlere
teşvik ettiler, bazılarını tehdit ve şantajla taraflarına çekmek
istediler. Bu yüzden belki Başbakan Haşhaşi benzetmesi yaptı. Belki bu
yüzden bu benzetme cemaatin bu kadar zoruna gitti. Gitmeliydi. Çünkü
doğruydu. Yanlış olsa gülüp geçeceklerdi. Öyle olmadı ve olmayacakta.
12- Hedef yerel seçimler değil genel seçimler, bundan sonra 1 yıl
boyunca Akparti’de istifalar devam edecek, bazı bölgelerde patlaklar
olacak, farklı savcılar, farklı soruşturmalar olacak, farklı ses
kayıtları, farklı görüntüler çıkacak ortaya. Hedef 1 sene içerisinde
genel seçimler yapılana dek Hükumeti yıpratmak olacak. Bu yarışın
kaybedeni hem Akparti olacak hem Cemaat. Kazanan ise şakşakçılar. Yani
eline cips ve kola alıp evlerinde mücadeleyi TV’den keyifle izleyenler.
Bizim Gezi’de yapamadığımızı 1 gecede cemaat yaptı diyen zihniyet olacak
kazanan.
13- Bilmem hatırlar mısınız? Bütün bunların farkındaymış gibi son genel
seçimlerden sonra “Artık Gel Bitsin Bu Hasretlik” demişti Başbakan.
Sizce bunların farkında değil miydi Başbakan? Fethullah Gülen Türkiye’de
olsaydı ve CEO olmak yerine Hoca efendi olmayı tercih etseydi şu anda
Türkiye’de durum çok farklı olurdu. Ama vazgeçemedi şirketlerinden.
Amerika’da kalmayı tercih etti. Yani baronlarla el ele olmayı tercih
etti. İsrail’i tercih etti. Mavi Marmara’ya ikinci defa küfür etmeyi,
Başbakan’ın başrolde oynadığı Roma oyununda Brütüs olmayı tercih etti.
Bundan sonra ne mi olacak?
Her şey size bağlı. Ya Akparti de Cemaatte gücünü yavaş yavaş
kaybedebilir. Erdoğan bir sonraki seçimlerde partinin başında durur ve
davaya sahip çıkarsa Türkiye kaburgasından dışarı çıkabilir. Yani hayal
ettiğimiz gibi bağımsız bir ülke olabiliriz ( Şu an bağımsız olduğumuzu
düşünmüyorsunuz değil mi? ) Ancak Başbakan artık ben yokum derse bu
ülkeyi taşıyacak başka kahramanların olmadığını belirtmek isterim.
Maalesef savaş ince bir sanattır. Tecrübe, Bilek ve Yürek gerektirir.
Biri eksik olursa, eninde sonunda kaybedersiniz.
Beddua ile yazıyı tamamlamanın bir anlamı yok. Bu ülkenin bir ferdi
olarak dış güçlerin oyunlarını bozacak tek güç yine Millettir. Yani
sağlam irade’dir. Lütfen İrademize sahip çıkalım. Tabi önce İradeli
olmak kaydı ile. Hükumet ve Cemaat kavgası diye başlık attık ama aslında
başından beri demek istediğimiz tek şey bu kavganın Hükumet ve Cemaat
arasında olmadığı. Bu kavga Türkiye ile dünyanın kavgası. Bu kavga Hak
ile Batılın kavgası
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder